Orjinali HaberinAdresi.com'da yayınlanmıştır.

yazilim tüm dünyayı yutuyor. Çevrenize bir bakın, mikroçip devriminden 60 yıl, kişisel bilgisayar devriminden 40 yıl ve internetin icadından 20 yıl sonra nihayet, yaşamınızda yazılım desteği olmaksızın çalışamıyor, bilgi edinemiyor, iletişim kuramıyor, etrafınızdaki insanlardan haberdar olamıyorsunuz.

Sadece bu kadar değil. Bu tektonik değişim tüm dünyayı etkiliyor. Mesela, HP kişisel bilgisayar ürün grubunu durdurmayı düşünüyor, Facebook Whatsapp’a 19 milyar dolar ödüyor, sanal gerçeklik gözlüğü firması Oculus Rift’i alıyor, Google internete bağlanan ev termostatı şirketi Nest’e 3.2 milyar dolar ödüyor.

Bu rakamlar biz sıradan insanlar için anlamsız, o yüzden anlam kazandırmaya çalışayım..

Güncel verilere göre, Türkiye’nin en değerli şirketi Garanti Bankası'nın piyasa değeri 34.6 milyar TL. Yani kabaca 12.3 milyar dolar. Başka bir deyişle; Garanti Bankasının değeri Whatsapp’in üçte ikisi kadar.

İşler daha da garipleşiyor : Whatsapp tüm dünyada 800 milyon insanı birbirine bağlıyor, inanılmaz büyüklükte giderleri var ama herhangi bir gelir modeli yok. Uygulama ücretli değil, reklam almıyor, ücretsiz olmasına rağmen bazı ekstra özelliklerini kullanmak için bizlerden ekstra ücret talep etmiyor. Türkiye’deki vicdanlı (!) şirketlerin yaptığı gibi, bünyesinde bulunan altıyüz milyon telefon numarasını onlara mesaj göndermek isteyen şirketlere satıp para da kazanmıyor.

Kısaca para kazanmıyor. Hem de hiç.

2009 yılında kuruldu. Sadece 60 çalışanı var. Dünyanın sekizde birini birbirine bağlıyor ve ücretsiz. Değeri de bizim Garanti Bankası’nın bir buçuk katı. Size kredi vermiyor, paranızı saklamıyor, sadece tanıdığınız insanlara mesaj göndermenizi sağlıyor.

Whatsapp sadece bir örnek, daha yüzlerce örnek var… Ama sizce de bu işte bir acayiplik yok mu?

Yok. Neden mi?

Bir Zamanlar Estonya’da…

Daha geriye gidelim. 2000 yılında Avrupa’nın pek popüler olmayan küçük bir ülkesinde, Estonya’da altı mühendis bir araya geldi. Amaçları, şimdi pek bir anlam ifade etmeyebilecek ama o zamanlar kendilerince önemli bir sorunu gidermekti: “İnsanları internet üzerinden, bilgisayarlarını kullanarak nasıl konuşturursunuz?”

Biz bugün bu sorunun yanıtına Skype diyoruz. Skype Microsoft tarafından 2011’de 8,5 milyar dolara satın alındı, tüm kurucuları ve yatırımcıları milyarder oldular.

Ve Bir Zamanlar Balmumcu’da...

ABD’de bir Türk öğrenci, doksanların internet şirketi patlamasının sonunda Türkiye’ye döndüğünde, ABD’de gördüğü online yemek siparişi verme işini Türkiye’de yapmaya karar verir. Üç arkadaşı ile birlikte şirketi kurar, işlerini İstanbul Balmumcu’da başlatırlar. O küçük web sitesinden başlayan yolculuk, geçen ay YemekSepeti’nin 589 milyon dolar karşılığında (1,6 milyar TL) satın alınması ile sonuçlanır. Elbette bu rakam da boşuna değil, satın alındığı tarih itibariyle YemekSepeti Suudi Arabistan, Lübnan, Ürdün ve Yunanistan’da hizmet veriyordu ve sitelerinden ayda 3 milyon sipariş geçiyordu. Yine bir kıyaslama için söyleyelim, Türkiye’nin hayatında en bilinen markalardan Boyner Holding’in piyasa değeri bugünün rakamları ile 217 milyon dolar seviyesindedir.

İsrail’in 7 milyonluk ülkesinden çıkardığı girişim sayısı, Avrupa ülkelerinin önünde.

yazilim dünyayı yutuyor ve insan ırkı hayatının çok büyük bir çoğunluğunu bilgisayarlardan bağımsız yaşayamaz hale geliyor.

Türkiye olarak bu gelişimin neresindeyiz? YemekSepeti, GittiGidiyor, HepsiBurada gibi başarılı örneklerimiz olsa da henüz çok gerisinde. Türkiye’de bürokrasi mantığıyla girişimcilik zor yeşertiliyor, çünkü bu bir ekosistem meselesi ve ayrı bir yazının konusu.

Ama şunu söyleyerek bitirelim; "Yalın Yeni Girişim" kitabının yazarı Eric Ries'in tanımıyla girişim, yeni bir ürün veya hizmet üretmek için ekstrem belirsizlik koşulları içinde işleyen bir beşeri kuruluştur. Girişimcilik te bu kuruluşu başarıya ulaştırma çabasının ve metodunun kendisidir.

Başka bir deyişle modern anlamda girişim, yüksek teknolojiyi ve yazılımı kullanarak insanların problemlerini çözecek ürün ve hizmetler üretme eylemi haline geldi.

Ama o problemleri çözebilmek için, öncelikle o problemleri görebilmek, bunun için de problemlere gözleri kapatmamak lazım. Herhangi bir TED konuşmasını seyredin, insan yaratıcılığının sınırsızlığına rağmen çok önemli bir şeyi farkedeceksiniz: 10 yıl sonra neler olabileceği konusunda çok sınırlı fikirlere sahibiz. 2015’te ilkokula başlayan çocuklar 2074’te emekli olacak. Eğitim sistemimiz onlara en azından temel düzeyde sorgulama, problem çözme, değiştirme yeteneği aşılamazsa dünyadaki artan rekabete dayanamazlar.

yazilim dünyayı yutuyor ve bir kulbundan tutmazsanız sizi de yutar.