Türkiye Cumhuriyeti yasalarına göre, bu yıl (2014) okula başlayan çocuklar 2073 yılında emekli olacaklar.

2073!

Önümüzdeki 4 yıllık geleceği dahi göremediğimiz, teknolojinin inanılmaz ilerleme hızının onu üretemeyen ülkeleri her geçen gün daha çaresiz bıraktığı yıllardan geçiyoruz. Çocuklarımızı ise 2073 yılına kadar yetecek entellektüel, analitik, yaratıcı ve meraklı bir potansiyel ile yetiştirmemiz bekleniyor.

Tüm bunlar olurken, eğitim tarafından gelen haberler dini eğitimin daha ağırlık kazanması dışında herhangi bir gelişme göstermiyor.

Fatih projesinde çocuklara tablet dağıttık diye bütün çocuklar daha zeki olmadılar.

Elbette temel eğitimin bir insanın hayatın tüm belirsizliği içinde karşılaşabileceği sorunları baştan öngörüp çözmesinden daha saçma bir beklenti olamaz.

Ama kendimize sormamız gereken soru şu:  Bizim eğitim sistemimiz, çocuklarımıza bu zorlukları aşabilecekleri merakı, akıllarını kullanma kabiliyetini, yaratıcılığı ve kendi kendine öğrenme dinamizmini aşılıyor mu?

Hükümetler gelir gider, partiler, siyasetçiler vs.. Yetiştirilecek daha "ahlaklı", "muhafazakar", "modern", "çağdaş" nesiller tanımlarının hiçbirinde, yukarıdaki soruya net bir yanıt bulunamıyor. Şimdiye kadarki ülke tarihinde de bulamadık. PISA skorlarımız da bunu gösteriyor zaten.

"Her çocuk sanatçı doğar", demişti Picasso... "Önemli olan, büyüdüğünde sanatçı kalabilmektir."

Çocuklarımızın zekalarını, kapasitelerini, potansiyellerini büyütmüyor, öldürüyoruz. Bu sadece bizim değil, aşağıdaki konuşmalardan da izleyeceğiniz üzere tüm dünyanın sorunu. Dindarlık kişisel bir meseledir, kimseyi ilgilendirmez. Ama 21.YY için hedefleri olduğunu söyleyen bir ülke, çocuklarının aç kalmamasını, dünyadaki rakiplerini geçmesini sağlayacak eğitim olanaklarını verebilmesini bilmeli.

Bu anlayışla, sizi sevdiğim birkaç TED konuşması ile başbaşa bırakıyorum. Okuduğunuz için teşekkürler.

[ted id=66 lang=tr]

[ted id=1090 lang=tr]

[ted id=1678 lang=tr]