Bu topraklarda aşk ve mutluluk kutsanmaz, ayrılık ve acı kutsanmıştır. Birlikteliklerdeki tutku kutsanmaz da, ayrılıktaki tutku kutsanır hep. Yaralarıyla mutlu olmaya daha yatkın bir kültüre aitiz biz. - Meral OKAY

Uyandıran İstatistikler yazısı, benim tümüyle kontrolüm dışında muazzam bir ilgiye mazhar oldu.  Ben bu satırları yazdığım sırada, yayınlanmasının üzerinden yirmi, okunup paylaşılmaya başlanmasının üzerinden 7 gün geçmiş olması itibariyle yazıyı toplamda 160.000 kişi okumuş, onbinlerce insan sosyal medyada paylaşmıştı.

Bu nasıl oldu, inanın bilmiyorum.

Ama sosyal medyada, blogun altındaki yorumlarda yazıya gelen tepkilerden şunu sezinledim; Türkiye ile ilgili, son derece duygusal savunma refleksleri taşıyoruz hepimiz ve Türkiye hepimiz için farklı bir anlam ifade ediyor. Gerçek Türkiye ile kimsenin bir ilgisi yok, herkes çevresindekini (o çevre her neresiyse ve nasılsa) Türkiye olarak anlamlandırmaya daha eğilimli.

En çok aldığım tepki, yazıda siyasi iktidar ve yöneticiler aleyhine tek satır olmamasına rağmen böyle algılanması idi.. Kondanın tespiti çok doğru, "artık her sorunu önceden bilinen kalıp içinde cevaplayan, düşünceleri, söylemi ve davranışı ile birbirinin tamamen zıddı iki taraf var bu ülkede." demişler bugünkü duyurularında. Ben yazının yorumlarında bu iki tarafı gördüm. Birbiriyle ne olursa olsun uzlaşabilen insanları yitirmişiz biz.

Bunca kin, bunca öfke... Bunca önyargı.. Nasıl iyileşecek bilmiyorum.

Öncelikle yanlış anlamaları gidermek gerektiğini düşünüyorum. Ben bir istatistik uzmanı değilim, kendi halinde bir mühendisim. Anlamlı bulduğum istatistikleri blogumda yayınlıyorum.

Zannedildiği gibi, bu rakamlar belirli bir zümreye ya da partiye muhalefet içermiyor. Çünkü 10 yıl gibi kısa sürelerde oluşabilen şeyler değiller. Uzun erimli, neden ve sonuçlarını daha eskilerde aradığımız ve bugün düzelmiş zannetmekle yaptığımız hatayı gözden geçirmemizi gerektiren şeyler.

Türkiye nereden nereye geldi diye soran arkadaşlara yanıtım şudur; evet bir sürü alanda oldukça ilerledik. İzolasyondan çıktık, hatta bir ara bölge siyasetinde etkin olur gibi olduk...ama; tüm bunlar olurken dünya nereye geldi? Biz o dünyanın neresindeyiz? Bu ve sonraki istatistik yazılarının o noktalara da ışık tutabilmesini umuyorum.

Konu bir hükümete, lidere, siyasete muhalefet etmenin çok dışında yapısal sorunlar barındırıyor. Biz 2071'i hedefleyen bir (saat 18:45, sandıkların yarısı açıldı, artık söyleyelim) Cumhurbaşkanı'na sahipsek, bunun anlamını iyi düşünmeliyiz. Yoksa, rahmetli Erbakan Hoca'nın ağır sanayi hamlesinden bir farkı kalmaz bu hedeflerin.

Ben, Türkiye'nin mevcut fotoğrafına baktığımda, dünyanın gidişatını gözlemlediğimde, dünyanın ilk 10 ekonomisi arasında 2023 yılında girebilecek bir ülke görmüyorum değerli dostlar. Veriler bu gidişatı göstermiyor.

Bir sorunu çözebilmenin ilk adımı, varlığını kabul etmektir. İstatistikler yazılarının 2.sini hazırlıyorum, dilerim o da bazı noktalara ışık tutabilir. (Edit : İstatistiklerin 2.bölümüne buradan ulaşabilirsiniz.)

Okuduğunuz için teşekkürler,

Utku