Doğan Kuban / Bilim Teknik / 28.03.2008

21. yüzyıl köleliğine kırsal kültür köprüsü

Osmanlı İmparatorluğu cehaletten battı. İslam ülkeleri cehaletten köle
oldular. 20. Yüzyıl köleliği de dünyanın bütün toplumları için cehalet
üzerine kurulacak. Bilgi ve teknolojiyi üretmeyip satın alanlar,
üretenlerin kölesi olmak zorundalar. Bu köleler kendilerine otomobil,
uçak, silah satanlarla da savaşabilir. Afganistan, Irak, Filistin
güncel örnekler. Bu onların gelecek perspektiflerini değiştirmiyor.
Bugün dünya ekonomik yaşamının temelini oluşturan teknolojide
Türkiye'nin önde gittiği alan yok. Bazı alanlarındaki ticari başarı
ileri teknoloji üreten dünyanın dışladığı üretim alanlarında
yoğunlaşmaktan ibarettir.

Türkiye'nin tarihçileri nedense dünya ile yüzlerce yıl savaşmış
Osmanlı'nın karşısındaki ülkelerin sanayi, eğitim, kültür, sanat,
üretim alanında bize göre ne durumda olduklarını merak edip de
yazmıyorlar. Hiçbir kültür tarihçisi resimsiz, heykelsiz, bilimsiz,
felsefesiz gelişmiş bir kültür olamayacağını düşünmedi. Kimse bizde
Mühendishane açıldığı zaman, Viyana'da da mühendishane var mıydı diye
merak etmedi. Biz Rus Bilimler Akademisi'nin ne zaman kurulduğunu
merak etmiyoruz.

Eğitim sayısal olarak Osmanlı geçmişine göre olağanüstü ileri.
Gösterişi de güzel. Fakat entelektüel düzeyi, bilimsel içeriği,
öğretim örgütlenmesi dünya ortalamasının altında. Üstelik öğretim
üyeleri icazetlerini neredeyse Amerika'dan almak zorunda. Sanatımız
dünya pazarına hiç çıkamıyor, sadece birkaç musiki virtiyözümüz var.
Felsefe dışlanmış bir konu.

Kırsal kültürün üst düzey temsilcilerinin değil Batı felsefesi,
Ortaçağ İslam felsefesinden bile haberleri olduğu kuşkulu. Kırsal
kültürün en göze çarpan özelliklerinden biri tarih bilinci yoksulluğu.
Böyle bir bilincin oluşması için gerekli tarih bilgisinin yanından
bile geçmiyorlar.

Ne var ki çağdaş kültürün hiçbir alanında yeterli bir performans
göstermeyen kentlere yığışmış kırsal kültürlüler nedense Avrupalı
olmak istiyor. Avrupa Birliği sözü yıllarca çamaşır tozu reklamları
kadar yaygınlaştı. Fakat aynı adamlar Avrupalılara kafir demeye devam
ediyor. Ömürlerinde hiçbir zaman Avrupalı gibi düşünmemiş ve düşünmek
de istemeyen insanların Avrupa Birliği'ne girmek istedikleri bir garip
çağda yaşıyoruz. Bu arada Amerikan emperyalist propagandasının
temalarını okuma-yazma bilmeyen halka kahve retoriği ile ve bir
safsata bulutu içinde yansıtıldığı bir beyin yıkama çağında
yaşıyoruz.

CEHALETİN TEMELİ NEREDE

Bazen Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne katıldığını hayal ediyorum. Fakat
sonra bu katılımın kişi yaşamında nasıl şekilleneceğini düşünmekte
zorlanıyorum. Bir Barok kilisede koro dinleyen, ya da Rubens'in büyük
boy bir tablosunu seyreden Türkleri gözlediğimi hayal ediyorum.
Orkestra şefinin memnun bir çehre ile gülümseyerek bir pasajı
bitirdiğinin farkına varan bir AKP'li milletvekili düşlüyorum. Beş
vakit namazlarını kılanların Paris'te ya da Viyana'da bir modern sanat
sergisinin içeriğini merak ettiklerini hayal ediyorum.

Türk vatandaşlarının kültür bakanlarına 'bizde neden doğa tarihi
müzesi yok, teknoloji müzesi yok' diye sorgu sorduklarını hayal
ediyorum. Kırsal kültürlü politikacılarımızın Türkiye bilim, sanat,
teknoloji, istatistiklerini merak ettiklerini tasavvur ediyorum.
Köyden kasabadan son yarım yüzyılda kentlere akın edenlerin cep
telefonundan, otomobilden, internetten uzaklaşamayanların, çağdaş
düşüncenin gelişmelerini merakla izlediklerini hayal ediyorum.

Bugünkü cehaletin temeli Osmanlı geçmişimizdedir. Cumhuriyete %10
okuma-yazma bilenle başladık. %90'ı köyde yaşayan halkın okuma-yazması
yoktu. Bugün sayısal olarak geçmişle karşılaştırırsak eğitim
olağanüstü. O zamanki Anadolu'nun nüfusundan belki de iki kat fazla
öğrencimiz var.

Ne var ki cehalet sadece okullaşma ve okuyup-yazmayla ilgili bir şey
değil, öğrenme merakı ile ilgili bir kültürel eğilim. Kırsal kültürlü
dediğim tarımsal toplumun temel eğilimlerine sahip olmakta devam eden,
kentleşememiş Türk toplumu hiçbir şey merak etmiyor. Sadece
kullanıyor. Araba kullanmak için bir şey öğrenmek gerekli değil.

Türkiye'nin eğitim ve kültüründen sorumlu devlet adamlarımız niye
Türkiye'de bir doğa tarihi müzesi olmadığını, acaba hiç kendi
kendilerine sordular mı?

Acaba bir spor ya da kültür bakanı Türkiye'de bir artistik patinaj
yapan sporcunun neden çıkmadığını kendine soruyor mu?

Acaba bir milli eğitim bakanı Rusya'da liseyi bitirenlerin iki musiki
aleti çalmaları öngörülürken, Türkiye'de musiki dersinin
kaldırılmasının ne anlama geldiğini hiç düşünmüş mü?

Musikinin bugünkü dünya kültürünün olmazsa olmaz bir unsuru olduğunu
ve Avrupa'da musikinin toplum katında örgütlenmesinin neredeyse kendi
başına uygarlık olduğunu düşünen bir kırsal kültürlü var mı?

DÜNYA VE TÜRKİYE'Yİ YÖNETENLER

Gerçekten bugün insanı en çok düşündüren olgu, dünya yaşamına bir
yüzyıldan fazla egemen olan entelektüel akımların ve tartışmaların
hiçbirinin, Türkiye'yi idare edenler ve ona oy verenler katında
yansıdığını gösteren bir küçük işaretin olmamasıdır.

Dünya entelektüel yaşamını allak bullak eden düşünceler, akımlar,
tartışmalar Türkiye eğitim alanında ilköğretimden üniversiteye kadar
yer almıyor. Sadece birtakım yaftalar olarak kültür portmantosuna
palto gibi asılıyor.

Türkiye'nin tarihçileri nedense dünya ile yüzlerce yıl savaşmış
Osmanlı'nın karşısındaki ülkelerin sanayi, eğitim, kültür, sanat,
üretim alanında bize göre ne durumda olduklarını merak edip de
yazmıyorlar. Böylece karşılaştırmasız tarih yazını sadece gollerin
gösterildiği futbol maçlarına benziyor.

Türkiye'de hiçbir kültür tarihçisi resimsiz, heykelsiz, bilimsiz,
felsefesiz gelişmiş bir kültür olamayacağını düşünmedi. Kimse bizde
Mühendishane açıldığı zaman, Viyana'da da mühendishane var mıydı diye
merak etmedi. Biz Rus Bilimler Akademisi'nin ne zaman kurulduğunu
merak etmiyoruz. Viyana'da dünyanın en büyük doğa tarihi müzesi
varken, bizde neden olmadığını düşünen bir adam çıkmıyor. Haydn,
Mozart, Beethoven ise kırsal kültürlünün aklına bile gelmiyor.

OSMANLIDAN DAHA CAHİL

Bugünkü kırsal kültür temsilcileri 18. Yüzyıl Osmanlı idarecilerinden
çok daha cahil. Oysa o dönemde Avrupa hakkında bilgisizlik bir ölçüde
anlaşılabiliyor. Ama AB kapısında beklerken Türkiye'de yapılmaya
çalışılan işler çağdaş bir insanın kabul edemeyeceği kadar
mantıksızdır. Bu cehaletin sürüp gitmesinde, paraya odaklanmış
düşünceleri ve amaçları yansıtan, ve halkı düşünemeyen aptallara
çevirme görevini üstlenen bir medya var. Hiçbir alanda teknik ve
entelektüel standartları yerine getiremeyen bu ülkede, beyin yıkama
görevi üstün bir 'efficiency' ile gerçekleştiriliyor.

Bu durum medyanın amacına uygun bir programı gerçekleştirmesi midir,
yoksa medyayı yöneten kültürün de halkın düzeyinde olmasından mı
kaynaklanıyor bunu söylemek zor. Fakat temelde politik yönlendirme
dışında medyanın çağdaş kültürle ilişkisi sporadik gösterilerden
ibarettir. İktidar payandacıları gazete ve dergilerinde çağdaş
kültürün ve demokrasinin havarileri pozunda, tavus kuşu gibi
dolanıyorlar. Ama örneğin hiçbirinin aklına 'Amerika'da bu kadar çok
Türk tarihçisi varken, Türkiye'de neden bir Amerikan tarihçisi
çıkmıyor?' sorusu gelmiyor.

Mustafa Kemal'in büyüklüğünü anımsamamak olası değil. Türk
tarihçilerine dünya tarihi yazdırmak isteyen, Anadolu arkeolojisini
öğrenmek için Avrupa'ya Anadolulu öğrenci gönderen, Avrupa musikisi
konservatuarı açan, 87 Alman profesörünü yeni açılan üniversiteye
davet eden bir devlet ve kültür adamı 70 yıldır gelmedi. Bugünkü
cehalet gösterisinin çevresinde dolanmak bile acı verici.

La Monde Diplomatique yıllarca önce 'Kendi Kültürleriyle Hasta Olan
Toplumlar' adlı bir küçük kitapçık yayınlamıştı. Yazar Claude
Julien'in makalesinde Petain Dönemi'nde egemen olan ruh halinin bütün
bir toplumsal sınıfı etkilemiş olduğunu anımsatır. Türkiye'de olan da
budur. Kırsal kültür zaten üstünkörü var olan çağdaşlık düşüncesini
esir ya da satın almıştır.

Cumhuriyet - Bilim Teknik 28.3.2008