Orjinal Yazı : HaberinAdresi.com

Tüm mitolojilerde, tanrıların en büyük yeteneği yaşam vermektir : hasta olanı iyileştirmek ve yaşamı uzatabilmek. İnançlı bir insansanız eğer, dualarınızda Allah'a yakarırken muhtelemen kendiniz ve yakınlarınız için sıhhat ve hastalıklara karşı şifa diliyorsunuzdur...

Yaşamı uzatmak ve yaşlılık nedeniyle gerçekleşecek ölümü erteleyebilmek, tıbbın ilahi yetke ile kesiştiği alanlardan bir tanesi. Hangi hastalıklara sahip olabileceğimizi bilsek nasıl olurdu? Eğer herşey normal akışında ilerlerse, kaç yaşında öleceğimizi tahmin edebilir miyiz? Daha da önemlisi, diyelim ki bunu biliyoruz, bilmek ister miydiniz?

Tıp kendi tarihi boyunca üç evreden geçti. İlki, onbinlerce yıl süren ve tababetin batıl inançlar, büyüler, iksirler ve kulaktan dolma bilgilerle yönetildiği, bebeklerin çoğunun doğum sırasında öldüğü, ortalama yaşam süresinin 18 ila 20 yıl arasında olduğu dönemdi. Aspirin gibi ilaçlar ve şifalı otlar bu dönemde keşfedildiyse de yeni tedavileri bulmanın sistematik bir yolu yoktu. Üstelik, işe yarayan tedavilerin çoğu sıkı saklanan sırlardı, yani doktora ve onun hastalarına özeldi. Bu dönemde, ünlü Mayo Clinic'in kurucularından biri, çantasında bulunan ve hastalarında gerçekten işa yarayan iki şey olduğunu yazıyordu; hastalıklı uzuvları kesmek için testere ve operasyonun acısını azaltmak için kullandığı morfin. Her zaman işe yarayan sadece bunlardı, geri kalan herşey bir aldatmacadan ibaretti.

Tıbbın ikinci evresi 19. yüzyılda başladı, 1900 yılında ABD'de ortalama yaşam süresi 49'a yükseldi. Birinci Dünya Savaşı sırasında onbinlerce genç Avrupa'daki cephelerde hayatını kaybederken, Avrupa'nın kralları hokus pokus değil gerçek sonuçlar emrettiler. Doktorlar, varlıklı aileleri tatmin etmek yerine meşruiyet ve şöhreti yayınladıkları tıbbi makalelerde aramaya başladı. Böylece antibiyotikleri ve aşıları bulduk.

Üçüncü aşama moleküler tıptı. Fizikçi Francis Crick, genetikçi James Watson ile birlikte yaptığı çalışmalarda, Avusturyalı fizikçi Schrodinger'in kitabında bahsettiği, hayatın kaynağını oluşturan sihirli kodun peşine düştü ve 1953'te insanlık tarihinin en büyük keşiflerinden birini yaparak DNA'yı buldular. Açıldığında 2 metre olan, toplamda 3 milyar harf (nükleik asit) içeren ve bu 3 milyar harfin sıralamasının, sizin hayat kitabınızı oluşturacağı DNA, tıpta ve bilimde çığır açtı. Bu konudaki hızlı ilerlemeler İnsan Genomu Projesini başlattı . Program, insan vücudundaki tüm genleri sıralamayı içeriyordu, 3 milyar dolara maloldu ve dünyadan yüzlerce bilim insanı katkıda bulundu. 2003'te tamamlandığında, hepimiz henüz çok ucuz olmayan bir ücret karşılığında bizi oluşturan 25.000 gen'lik listeye, yani kendi kullanım kılavuzumuza bir USB bellek içinde sahip olabiliyorduk.

Bugün geldiğimiz noktada genetik biyoloji bir tıptan daha çok bir bilişim dalı, zira Stanford üniversitesindeki mühendislerin çabaları sayesinde başlangıçta 3 milyar dolara malolan insan genomunu kişiselleştirerek her isteyene verme yönündeki çabaları sayesinde, bir insanın kendi gen haritasına sahip olması 2013 yılında 50.000$'a düştü. Bilgisayarların kapasitesinin artması ile, önümüzdeki iki yıl içinde kişi başında 1.000$ maliyetle herkes kendi gen haritasına sahip olabilecek. Yirmi yıl içinde, bu maliyetin 100$ civarında düşmesi öngörülüyor.

Bunun anlamı ne? Anlamı, vücüdunuzun bir master planını anahtarlığınızda saklayabilmeniz. Vücudunuzun gelişimindeki verilerden öğrenen ve bunu genomunuz ile yordamlayan bir analitik tahmin programı, gelecekte hangi hastalıklara sahip olacağınızı söyleyebilir. Örneğin, genleriniz içinde dünyadaki kanser türlerinin 50%'sinde ortak olan p53 geni mutasyonuna sahip misiniz, yani kansere yakalanacak mısınız, bunu söyleyebilir.

Diyelim ki hastalıklı organınız tedavi edilemedi, laboratuvardan sizin hücreleriniz ve genomunuz kullanılarak "yetiştirilen" yeni bir organı sipariş edebilirsiniz. Bilim şu anda deri, kan, damar, kulak ve burun "yetiştirebiliyor". Beş yıl içinde karaciğer ve pankreas üretilebilir olacak, bunun organ nakli hastalarına yapacağı etkiyi bir düşünün. Daha da önemlisi, kök hücreler kullanılarak rejeneratif (kendiliğinden büyüyen) dokular, organlar yapabilir.

Bilişim teknolojisinin tıp alanında yapabileceği çok şey var; örneğin atalarınızın nerelerden geldiğini bugün bile 99$ karşılığında öğrenebilirsiniz. 23andme (www.23andme.com) adlı girişim, tükürüğünüzden genetik analiz yaparak genetiğinizin insanoğlunun hangi ırk / bölgelerinden geldiğinizi ayrıntılı bir rapor halinde veriyor. InsideTracker, (https://www.insidetracker.com/tour) testler yaparak size vücuduzun ihtiyaçlarına göre nasıl beslenmeniz, nasıl egzersiz yapmanız ve sağlık ile ilgili hedeflerinize nasıl ulaşacağınızı söylebiliyor. Daha önceki yazılarımda belirttiğim giyilebilir sensör teknolojileri, günde kaç adım attığınızı, ne kadar kalori yaktığınızı, kalp ve nabız değerlerinizi gerçek zamanlı olarak buluta gönderebilir. Tüm bu verilerden yapılacak analiz, sizin şimdiye kadar kendiniz hakkında bilmediğiniz gerçekleri gün ışığına çıkarabilir. Böyle onlarca şirket ve onlarca örnek var.

yazilim bütün dünyayı yutuyor ve bununla birlikte sağlık alanı da değişiyor. Hepimiz yakınlarımızı ve sevdiklerimizi yitiriyoruz ve biz inananlar için ölümden ve kaderden kaçış yok. Bununla birlikte hayatımızı daha sağlıklı, daha kaliteli yaşamak için teknoloji benzersiz imkanları sunmak üzere. Çocuklarımızın sağlık perspektifi, bizlerden çok daha farklı ve geniş olacak.