Cennetin Kapıları - Doğan Kuban, YEM Kitabevi

Korkunç soru başımızda Demokles'in kılıcı gibi sallanıyor: bizim yanıbaşımızda yaşayan hiçbir tarih ve kültür mirasına sahip çıkmadan, ama aslında sahip çıkıyormuş gibi görünerek nereye kadar ilerleyebiliriz?

Yukarıda gördüğünüz kitap kapağı, Cemal Emden fotoğrafı ile Doğan Kuban'ın Cennetin Kapıları kitabından. Cennetin Kapıları, Anadolu Selçuklu döneminin en görkemli yontu eseri sayılan, bizzat Kuban'ın zamanından beş yüz yıl ileride dediği Divriği Ulucamisi ve Şifahanesinin sırlarını meraklılarıyla paylaşıyor.

Aslında kendisi de bizzat bir kültür ve tarih mirası olan ünlü mimarlık tarihçisi Prof. Doğan Kuban, Divriği'nin tek başına bir sanat başyapıtı olduğunu ve doğru biçimde korunmazsa zamanın olumsuz şartlarına dayanayamacağını söylüyor.

Zaman Gazetesine verdiği demeçte insanların ilgisi olmaksızın, toplumun miras yapılarının yaşayamayacağını isabetle tespit etmiş.

Divriği Ulucami'sini bu denli çekici, eşsiz kılan ne? Birlikte bakalım:
Cami, Mengücekoğulları hükümdarı Süleyman Şah’ın oğlu Ahmet Şah tarafından 1228 yılında yaptırıldı. 1280 metrekarelik kapalı alana sahip. Anıtın başmimarı Ahlatlı Hürremşah. Bitişiğindeki Darüşşifa (hastane) ise eşi Ahmet Şah’ın eşi ve Behram Şah’ın kızı Melike Turan Melek tarafından yaptırıldı. 768 metrekarelik alana sahip olan hastanede ruh hastalıkları müzik ve su sesiyle tedavi edilirdi. Her iki yapı birbirinden ayırt edilemediği için Ulu Cami sözcüğü her ikisini de kapsıyor. Caminin mükemmel bir işçilikle yapılmış olan ahşap minberi, Tiflisli İbrahim oğlu Ahmed adlı bir sanatkara ait. 16 sütunlu cami, 23 tonoz ve iki kubbe ile örtülü. Mihrabın biçim ve bezemelerinin Anadolu’da başka örneği yok. Caminin, Kıble-Kuzey Taç Kapısı, batı yönünde çıkış kapısı olan Çarşı-Batı Kapısı ve doğuda yer alan Şah Kapısı olmak üzere üç girişi bulunuyor. Camide dört kitabe, dört usta imzası, besmele, ayet ve dua yazılı olan 21 pano yer alıyor. Kapılarda birbirini tekrarlamayan kabartma motifler, ışık-gölge oyunları anıtsal etki yaratıyor.

Ancak temel sorun şu : Türkiye'de bu restorasyonu hakkıyla yerine getirebilecek kimse var mı? Değerli dostlar, tarihsel koruma tüm dünyada bir bilim dalıdır. Ama şu anda Türkiye'de anıtların dahi modern usüllerle yapılmış röleve çalışmaları yok. Kaldı ki, bu restorasyon çalışmalarını yürütecek restoratörlerin Ortaçağ Sanatı, Ortaçağ Ermeni ve Anadolu Mimari Tekniklerini vb bilmeleri gerekiyor. Oysa, herşeyde olduğu gibi bu konunun uzmanı yok. Müteahhitlerin bu tip kültürel kaygılarla hareket etmesi zaten mümkün değil. Yapıya dair hiçbir koruma yok: kar, yağmur, tipi, fırtına vb tüm elementlere açık bir yapıdan söz ediyoruz. Az ilerisindeki liseden gelen çocukların bahçesinde top oynadığı bir tarih mirası. Yukarıda fotoğrafını gördüğünüz kapılar, o çocukların maçlarında kale olarak kullanılıyor! Herşeyin en iyisini bilen ihale kurumu, bir kültürel mirası daha mahvetmek üzere.

Lakin hayatta hiçbirşey karşılaştırma olmadan anlaşılmaz : O halde bir örnek te Rheims katedralinden verelim. Restorasyon projesi başlayalı beri ondan fazla firma içeride taş analizi yapıyor. Bu on yıldır sürüyor, ortaçağ taş içeriğini anlamak ve yerine koymak için üniversitelerle derin, özgün, nitelikli işbirliği geliştiriliyor. Üniversiteler sorgulayan, aklın egemen olduğu yerler olduğu için doğru bir araştırma ve inceleme kültürü var. Ha bir de, bu işe seçilen şirketlerin en eskisi 80 yıldır restorasyon yapıyor.

Aynı biz değil mi?

Sonuç : 800 yıldır ayakta duran, ama 50 yıldır restorasyonlarla yavaş yavaş öldürülen Cennetin Kapıları gibi, pek çok kültürel mirasımızı restorasyon süs verilen cinayetlerle öldürüyoruz. Restore edilmesi becerilemediği gibi, dondan da korunamıyor, Divriği gibi bir iklimde. Bari üzerini örtelim de, artık üşümesin.

Büyük fotoğraf için tıklayınız...

Bu gibi örnekler çoğaltılabilir, İznik'teki Ayasofya Camii'nin korkunç restorasyonu (müteahhit firma pencerelere cam tutturmuş, paslı demirlerle... Bu da yetmemiş, içeriye bir platform inşa ederek orasını namaz alanı ilan etmişler, ancak ibadet esnasında turistler platformun olmadığı bölümlerde gürültü yapıyor, hiçbir engelleme yok. Kilisenin her nasılsa bugüne kalan sunak bölümü de ziyarete açık, görevliler gittiğinizde her iki dinin ibadeti aynı anda yapılabiliyor yanıtı veriyor!), Bursa'daki olağanüstü hızlı restorasyon hareketi vs, bunların hepsi aslında gündelik yeniden inşa çabaları, ancak restorasyon değiller.

Restorasyon bir bilimdir, onu yapacak insanların ilgili çağın sanatı, mimari teknikleri, inşaat becerileri, malzeme özellikleri gibi konularda detaylı bilgi sahibi olmasını ve işbirliği yapmasını gerektirir. Bunlar olmayınca, işte İstanbul'da veya Bursa'da olduğu gibi, eninde sonunda bir tane olduğu şekliyle korunmuş eski sokak bulamazsınız.

Okuduğunuz için teşekkürler,
Utku